Welcome to TravelForumz.com!
FAQFAQ      ProfileProfile    Private MessagesPrivate Messages   Log inLog in

Turklerin VATAN HAINI dedigi Hrant Dink'in Agos gazetesind..

 
   Trip Advisor (Home) -> Turkey RSS
Next:  En son yazısında son cümlesi şuydu: Emin misiniz?..  
Author Message
Ali Asker

External


Since: Sep 30, 2006
Posts: 20



(Msg. 1) Posted: Sat Jan 20, 2007 2:52 am
Post subject: Turklerin VATAN HAINI dedigi Hrant Dink'in Agos gazetesindeki son yazisi
Archived from groups: alt>culture>turkish>history, others (more info?)

Hrant Dink'in Agos gazetesindeki "Ruh halimin güvercin tedirginliği"
başlıklı son yazısı şöyle:

Başlangıcında, "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet
Savcılığı'nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk
değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa'dan aşinaydım.

2002 yılında Urfa'da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada "Türk
olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu" söylediğim için "Türklüğü
aşağılamak" suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.

Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa'dan
avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.

Şişli Savcısı'na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta
yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir
şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde,
benim "Türklüğü aşağılamak" gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla
anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.

Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.
Kendimden emindim

Ama hayret işte! Dava açılmıştı.

Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.

O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında,
beni suçlayan avukat Kerinçsiz'e "Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi
bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi" dahi dile
getirdim.

Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve
kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net
olarak anlayacaklardı.

Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim
üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun
böyle olduğunu gösteriyordu.

Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak
yanlıştan dönülecekti.

"Ya sabır" çeke çeke...

Ama dönülmedi.

Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi.

Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.

Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim
ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım
had safhadaydı.

"Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu
konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız" diye dayanmıştım
günlerce, aylarca.

Davanın her celsesinde "Türkün kanı zehirlidir" dediğim dile getiriliyordu
gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her
seferinde "Türk düşmanı" olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye
koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.

Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan
telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.

Tüm bunlara "Ya sabır" çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar
açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar
yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı.
Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.

Hakim "Türk Milleti" adına karar vermişti ve benim "Türklüğü aşağıladığımı"
hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün
değildi.

Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da
dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun
bağışlanır bir yanı olamazdı.

İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve "Daha önce dile getirdiğim
gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim"i teyit etmek isteyen basın ve medyadan
arkadaşlara şu açıklamada bulundum:

"Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay'da temyize başvuracağım ve gerekirse
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi
birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim.

Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı
diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur."

Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım
samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık
hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve
bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı.

Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan
ille de AGOS'takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı
etkilemekten yargılanır olduk. "Kara mizah" dedikleri bu olsa gerek.

Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir
ki?

Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan
yargılanıyor.

"Türk Devleti adına"

İtiraf etmeliyim ki Türkiye'deki "Adalet sistemi"ne ve "Hukuk" kavramına
olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.

Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk
fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak
kapasitede olmaları gerekmiyor mu?

Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı'sı bir çok devlet adamının ve
siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.

Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet'i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet'in güdümünde.

Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne
kadar "Türk Milleti adına" deniyor olsa da, şu çok açık ki "Türk Milleti
adına" değil, "Türk Devleti adına" verilmiş bir karardı bu.

Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay'a başvuracaklardı, ama bana haddimi
bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının
garantisi neydi?

Hem sonra zaten, Yargıtay'dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?

Azınlık Vakıfları'nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı
Yargıtay imza atmamış mıydı? Başsavcının çabasına rağmen.

Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?

Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru
bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu
buldu.

Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup
anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul'a
taşıdı.

Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de
davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o
büyük güç, işte yine perde arkasındaydı.

Nitekim Genel Kurul'da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan
edildi.

Güvercin gibi

Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba
gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler.

Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant
Dink'i artık "Türklüğü aşağılayan" biri olarak gören ve sayısı hiç de az
olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından
gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.

(Bu mektuplardan birinin Bursa'dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi
açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli
Savcılığı'na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç
alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)

Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem
elbette mümkün değil.

Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım
psikolojik işkence.

"Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?" sorusu asıl beynimi
kemiren.

Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların "A bak, bu
o Ermeni değil mi?" diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.

Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.

Tıpkı bir güvercin gibiyim...

Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.

Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil
Çiçek?

"Canım, 301'in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse
girmiş biri var mı?"

Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...

İşte size bedel... İşte size bedel...

İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir
misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?

"Ölüm-Kalım" dedikleri

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.
Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.

Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...

O noktada hep çaresiz kaldım.

"Ölüm-Kalım" dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim
ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu.
Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını
tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.

İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara
sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.

Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
"Gidelim" dersem geleceklerdi, "Kalalım" dersem kalacaklardı.
Kalmak ve direnmek.

İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan'a mı?

Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne
kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?

Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı'ya gitsem, dördüncü gün "Artık bitse de dönsem"
diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?

Rahat bana batardı!

"Kaynayan cehennemler"i bırakıp, "Hazır cennetler"e kaçmak herşeyden önce
benim yapıma uygun değildi.

Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de
demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık
dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.

Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi
çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden...
Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...

Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik
yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.

Ürkek ve özgür

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız.
Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.

Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyorum.
Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.

Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene
kadar Türkiye'de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da
demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.

Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi
haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?

Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama
biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını
sürdürürler.

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Hrant Dink

 >> Stay informed about: Turklerin VATAN HAINI dedigi Hrant Dink'in Agos gazetesind.. 
Back to top
Login to vote
Display posts from previous:   
Related Topics:
Pamuk: Dink'in ölümünden 301'i savunanlar sorumlu - Pamuk: Dink'in ölümünden 301'i savunanlar sorumlu İSTANBUL (21.01.2007)- Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk, suikast sonucu öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in ailesine ve gazete çalışanlarına taziye ziyaretinde bulundu...

Dink'in öldürüldügü yerde Tercüman gazetesi protesto edildi - Dink'in öldürüldügü yerde Tercüman gazetesi protesto edildi ISTANBUL (21.01.2007)- Agos Gazetesi önünde toplanan grup 'Katil Ermeni' manseti atan Tercüman gazetesini yakti. Hrant Dink'in ölümünü protesto eden yaklasik 200 kisilik bir grup...

My New Travel/Holiday/Vacation Website - My New Travel/Holiday/Vacation Website HTTP://WWW.HOLIDAYREPORT.CO.UK I have just launched my holiday/travel/vacation website. It is independent, giving you the opportunity to find out about countries, resorts, hotels and apartments all over the world....

Looking place to stay in Gaziemir, Izmir - I am coming for the US to stay in Gaziemir, Izmir I only found places in in Izmir City Izmir City is a little to far I am planing on staying from September 11 to around September 21. Thanks to anyone that can help Brad

x0x Turkish news for week ending 12 July 2003 - {20030712trh.txt} x0x Tvrkish news for week ending 12 Jvly 2003 [Best when viewed with the covrier font.] ***************************************************************** This line is available for yovr com...
   Trip Advisor (Home) -> Turkey All times are: Pacific Time (US & Canada) (change)
Page 1 of 1

 
You can post new topics in this forum
You can reply to topics in this forum
You cannot edit your posts in this forum
You cannot delete your posts in this forum
You cannot vote in polls in this forum



[ Contact us | Terms of Service/Privacy Policy ]